PLANLAMA BİLİMİ ve MEKÂNSAL PLANLAMANIN BİLİMSELLİĞİ

Planning Science and Scientificity of Spatial Planning

Prof. Dr. Erkan POLAT
K. Taylan DERİCİOĞLU

Zor olan yazmak değil, doğru kelimeleri bulup...

Hangi coğrafik ölçekte olursa olsun...

Bilimsel/akademik ve mesleki açıdan...

Disiplinler-ötesiliğini araştıran bir kişi hızlı bir şekilde kendine bir ‘ilk engel’ oluşturur...

1.3. DİSİPLİNLER-ÖTESİLİĞİ TANIMLAMA

Disiplinler-ötesiliğini araştıran bir kişi hızlı bir şekilde kendine bir ‘ilk engel’ oluşturur. Bu engeli eşiğe koyan neden, tartışmaların çokluğuna ve araştırma evreninin genişliğine rağmen disiplinler-ötesilik kavramının açık bir tanımının bulunmamasıdır.

Disiplinler-ötesiliğin hem kesin ve açık bir tanımının olmamasına hem de ‘inter-‘ ve ‘multi-‘ den nasıl ayrıldığına ilişkin bir dizi farklı yorumların üretilmiş olmasına rağmen, disiplinler-ötesi teriminin uygulamada ve bilgi üretiminde güçlü bir anlam taşıdığı görülmektedir. Terimin kavramsallaştırılması genelde üç önemli unsur etrafında dönmektedir (Pohl ve Hirsch Hadorn, 2008):

  • Disiplin ve mesleğin (teori ve uygulama)1 bilgi üretimine entegrasyonu,
  • Mesleki etik boyutu,
  • Deneysel ve tasarlanmış sorgulamalar.

İlk iki unsur olan disiplinin ve mesleğin entegrasyonu ile etik boyutu şöyledir (Pohl ve Hirsch Hadorn, 2008: 431): “Toplumsal açıdan bir sorun alanıyla ilgili bilgi belirsiz olduğunda, sorunların somut niteliği tartışıldığında ve problemlerle uğraşanlar kendileriyle uğraşmakla yükümlü olunca, disiplinler-ötesi araştırmaya gerek vardır.”

Balsiger (2004) için disiplinler-ötesinin odağı, bilginin yaygın olarak organize edildiği disiplinler ve konular değil, karmaşık heterojen alanlar etrafındaki bilginin organizasyonudur. Araştırma grupları genel olarak üyelerinin aldığı disiplin eğitiminin çeşitlendirilmiş doğası göz önünde tutulduğunda çok-disiplinli olarak tanımlanmakla birlikte, yapılan araştırmalar çok-disiplinli, disiplinler-arası veya disiplinler-ötesi nitelikler taşıyabilirler. Ancak son iki nitelik; nihai bilginin, tüm disiplin bileşenleri toplamından daha fazla olduğunu ima eder (Després vd., 2004).

Ramadier (2004), "bilgi uyumu (knowledge coherence)" olarak disiplin-ötesi araştırmanın sonucu ile "bilgi birliği (knowledge unity)" olarak disiplinler-arası araştırmanın sonucunu birbirinden ayırır. Ramadier'e göre 'gerçeklik'; söz konusu olguları birden fazla (çoklu) disiplin perspektifinin kesiştiği yerde araştırılabilir parçalara indirmek yerine, bunları disiplinler arasında, disiplinler karşısında ve herhangi bir disiplinin ötesinde süregelen olgular olarak bir araya getirir. Böylece, çok-disiplinli ve disiplinler-arası tüm süreçler disiplinler-ötesi araştırma çerçevesinde birleştirilmiş olur. Balsiger'e (2004) göre disiplinler-ötesiliğinin uygulanması; akademisyenler, politika karar vericileri ve toplum görevlileri arasında bugüne dek olağan görülen katı araştırma protokollerinin, artık toplumsal sorunlar etrafında uyumlu diyalogdan kaynaklanan esnek metodolojik uygulamalarla yer değiştirilmesini gerektirir.

Mimari ve kentçiliğin karmaşık ajandası ve 'dünyada var olma' süreci elbette ki bu tür değişiklikleri kaçınılmaz kılar. Planlama ve tasarımın (doğal olarak mimarinin de) hem özgün bir meslek hem de özgün bir disiplin gibi davranması gerekir. Bu durumda mimarlığın, planlamanın ve tasarımın dünyayla karmaşık ilişkiler kurması, disiplin ve pratik bilgi biçimlerinin de geniş bir yelpazesi olması beklenir. Sadece bilgi üretim yelpazesinin iki uç noktası olan sanat ve bilim arasında sözde dengede kalmayı değil; aynı zamanda kentteki bir müşteri için bireysel üretim yapma ve bütün kent için kamu yararını gözeten bir iş yapma arasında dengeleri kurmayı da öngörmelidir.

Bu nedenle bazı yazarlar, 'bilgi üretiminin melezleştirilmesi' ne işaret etmekte ve farklı bilgi türleriyle ilgili konularda karmaşıklık olduğunu iddia etmektedir. Wolfgang Jonas olaya bu açıdan bakmakta ve planlama ile tasarımın; bilimsel ve bilimsel olmayan bilgileri, "bulanık bilgiyle, eski bilgiyle ve hiç bilgisi olmayan bir şekilde ele alma sanatı" olduğunu belirtmektedir (Jonas, 2003: 1). Planlama ve tasarım aslında; bir meslek (uygulama) kadar bir disiplin (kuram, tarih, coğrafya vb.) gibi de davranmanın ötesinde farklı disiplin ve disiplinler-dışı bilgi formlarının birçoğunu kapsamına dâhil etmek zorunda kaldıkça, disiplinler-arası bir görünüme bürünmekte ama özünde aynı nitelikte (yeni şişede eski içecek misali) kalmaktadır.


1 Burada disiplin kavramını mesleğin özünü oluşturan tüm kuramsal duruşlar, yaklaşımlar ve bunların ötesindeki paradigma değişimleri olarak anlamak gerekir. Yani daha çok uygulamaya referans veren meslek kavramı kuramsal yanı ağır basan disiplin kavramının bir alt-durumu veya bir çıktısı olmaktadır. Bu durumda planlama disiplini içerisindeki "planolog" ve "planlamacı"yı mesleki eylemler gerçekleştiren "plancı"dan ayırmak gerekir.

Şekil 1: Farklı Türlerdeki Disiplinler İçin Entegrasyon Seviyelerinin Gösterimi
(Jensenius, 2012'den uyarlama)

Şekil 1'de gösterildiği üzere;

  • Disiplinler-içilik (intra-disciplinarity): Tek bir disiplinde çalışmak,
  • Disiplinler-arasılık (inter-disciplinarity): Farklı disiplinlerden gelen bilgileri gerekli yöntem ve yaklaşımlarla sentezleyerek bütünleştirmek ve kullanmak,
  • Çok-disiplinlilik (multi-disciplinarity): Farklı disiplinlerden gelen ve her biri disiplin bilgileriyle donatılmış olan uzmanlarla birlikte çalışmak,
  • Çapraz-disiplinlilik (cross-disciplinarity): Bir disipline başka bir perspektiften bakmak,
  • Disiplinler-ötesilik (trans-disciplinarity): Disiplin perspektiflerinin ötesinde bir entelektüel çerçeve birliği yaratmak

anlamına gelen kavramlardır. Buna bir de disiplini aşan durumları anlatmak için kullanılan;

  • Disiplinler-üstülük (post-disciplinarity)

kavramını eklemek gereklidir. Bu kavramı disiplinler-ötesi olma durumunun bir önceki veya bir sonraki aşaması olarak görmek de mümkündür.

Disiplinlerin biraradalığına verilebilecek çarpıcı örneklerden bir tanesi şöyledir; birçok farklı disiplinden, birçok farklı uzmanın, birçok farklı kuruluşu temsilen görevlendirilmesi ve önerilen bir projenin "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) (Environmental Impact Assessment/Analysis: EIA)", birçok farklı bakış açısından inceleyerek fakat aralarında uzlaşı sağlayarak, ortak bir kararla gerçekleştirmesidir. Söz konusu ortamda hem nicel hem de nitel değerlendirmeler yapılmakta ve gündemde olan projenin uygulanmasının yaratacağı çevresel etkiler açısından uygun veya uygun olmadığı, puanlama yöntemine dayanarak yapılmaktadır. Baraj puanını aşan aday projenin ÇED sonucu olumlu çıkmakta, baraj puanı altında çıkanın ise sonucu olumsuz olmaktadır. Dolayısıyla, uygulama adayı olan projelerin değerlendirilmesinde hem olumluluk hem de olumsuzluk payları bulunmaktadır. Başka bir deyişle, seçilen projenin olumlu yönleri, olumsuz yönlerine ağırlık basmaktadır.

1980'li yıllarda çevresel duyarlılıkların artmasına paralel olarak tekil proje bazında yaygınca kullanılan bu değerlendirme yönteminin zamanla bazı boşluklar içerdiği ve yetersiz kaldığı anlaşılmış ve "Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) (Strategic Environmental Assessment: SEA)" yeni bir yöntem olarak ileri sürülmüştür. Yeni yöntemin yeniliği; çevresel değerlendirmelerin tekil proje düzeyinde değil, plan ve program aşamalarında önerilen ve uygulanması gündeme gelen 'projeler demeti' düzeyinde ele alınmasında yatmaktadır. Böylelikle; ÇED uygulaması, proje düzeyinden program ve plan üst-düzeylerine çekilmiş ve 'tekil proje değerlendirmesinden çoklu ve toplu proje değerlendirmesi' ne geçilmiştir. Dolayısıyla, bu kapsamda yerel mekânsal ölçekten basamak basamak alt-bölgesel, bölgesel ve ülkesel ölçeklere çıkılmıştır.

ÇED'den SÇD'ne geçilmesiyle değerlendirme süreçleri farklı açılar ve farklı kıstaslar da kazanmıştır. Tekil proje bazında yapılan değerlendirmelerde olumlu bulunan projelerin olumsuz etkileri her ne kadar düşük düzeyde olsa da yerel ölçekten bölgesel ölçeğe çıkılarak her tekil projenin olumsuz etkilerinin toplamına bakıldığında ise, bambaşka bir manzarayla karşılaşmak mümkün olmuştur. Her bir projenin düşük düzeyli olumsuz etkilerinin bir arada değerlendirilmesi halinde, ortaya 'projeyi aşan' ve 'projeden taşan' bir olumsuz etkiler yumağı çıkabilmektedir. Bu durumda; sinerjinin olumlu tarafıyla değil, olumsuz tarafıyla karşı karşıya gelmek söz konusu olmaktadır.

Yukarıdaki anlatımı; "disiplinler-içilik"ten "çok-disiplinlik"e; "çapraz-disiplinlilik"ten ve "disiplinler-arasılık"tan "disiplinler-ötesilik"e ve "disiplinler-üstülük"e geçişlerin anlaşılması ve yorumlanması için faydalanılacak bir örnek olarak düşünmek mümkündür. Mikro-düzey bakışlardan kademeli olarak makro-düzey bakışlara geçmek, insanın hem ufkunu ve perspektifini (yatay) genişletmesine hem de derinliği ve katmanları (düşey) görmesine yararı olacaktır.

Planlamada da durum farklı değildir. Alt-ölçeklerden üst-ölçeklere doğru çıkıldıkça; mikro-düzey görüşler (micro-scoptic) makro-düzey görüşlere (macro-scoptic) uzanır ve aktörler/disiplinler ile ilişkiler/etkileşimler çoğalmaya başlayınca, "planlama-ötesilik" kavramı da kendini gösterir. Bu durum da plancılar arasında kritik bir tartışmaya zemin oluşturur ve plancının bir "spesiyalist" mi yoksa bir "generalist" mi olduğu veya olması gerektiği konusunun işlenmesine devam edilir.

Zor olan yazmak değil, doğru kelimeleri bulup...

Hangi coğrafik ölçekte olursa olsun...

Bilimsel/akademik ve mesleki açıdan...

Disiplinler-ötesiliğini araştıran bir kişi hızlı bir şekilde kendine bir ‘ilk engel’ oluşturur...