PLANLAMA BİLİMİ ve MEKÂNSAL PLANLAMANIN BİLİMSELLİĞİ

Planning Science and Scientificity of Spatial Planning

Prof. Dr. Erkan POLAT
K. Taylan DERİCİOĞLU

Zor olan yazmak değil, doğru kelimeleri bulup...

Hangi coğrafik ölçekte olursa olsun...

Bilimsel/akademik ve mesleki açıdan...

2.2. PLANLAMADA KURAM VE UYGULAMA

- "Sen beni bilgili, çok okumuş bir adam mı sanıyorsun?"
- "Tabii ki" dedi Zi-Gong, "Öyle değil misin?"
- "Pek sayılmaz" dedi Konfüçyüs,
"Ben yalnızca her şeyi birbirine bağlayan bir ipi tuttum."

(Castells, 2013: 1'den aktarma)

Planlama biliminin karmaşık sistemlerle uğraşması gereği akla hemen Konfüçyüs'ün karmaşık yumaklar ve bu yumaklar arası bağlantıyı sağlayan "ip metaforu" nu akla getirmektedir (Castells, 2013: 1) (Şekil 4). Konfüçyüs'ün karmaşık yumaklar arasında bağlantıyı sağlayan ipini bulabilmek için, ilkin "karmaşıklık" olgusunu anlamak ve kavramak gerekmektedir. Karmaşık yumakların kavranamaması ve yumaklar arasında bağlantılar kuran ipin bulanamaması halinde; kurumsal yapılardan ve düzenli ilişkilerden oluşan yumaklar ve yumaklararası ilişkiler de kurumsuz ve düzensiz ilişkilerden oluşan yumaklar ve yumaklararası ilişkiler biçimine dönüşecektir. Böylesine bir durum da şüphesiz karışıklıkların (confusion) ve kargaşaların/kaosların (chaos) ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Şekil 4: Konfüçyüs’un Karmaşık Yumaklar Metaforu (a)
(Castells, 2013: 1’den aktarma)

Karmaşıklığı bize anlatacak olan bilim, "sistem(ler) bilimi" dir (Batty ve Barros, 2006). Sistem; elemanlar arası bir ilişkinin veya bir ilişkiler ağının (girdi-çıktı) bir küme, set, hücre veya birim oluşturması olarak tanımlanır. Dolayısıyla sistemler, elemanlar arasında gerçekleştirilen ilişkiler bütününce oluşturulur. Sistemler yaklaşımı, bir kentin önemli sistem özelliklerini tanımayı gerektirir. Bu yönde yapılan bazı tanımlamalara göre:

  • Kentler; daha geniş bir dünyayla sürekli olarak kaynak, ürün ve hizmet, atık, insan, fikir ve finans alış-verişinde bulunan açık sistemlerdir (Kennedy vd., 2015).
  • Kentler; karmaşık, kendi kendini organize eden, uyurlanabilir ve sürekli gelişen yapılardır (Portugali, 2000; Batty ve Barros, 2006).
  • Kentler; değişen sorumluluklara, yeteneklere ve önceliklere sahip birden fazla aktörü ve kent yönetiminin kurumsal bölümlendirmesini aşan süreçleri kapsamaktadır (Loorbach vd., 2016).
  • Kentler; güç ilişkilerinden ayrılamayan, çoğunlukla sistemik işlevlerini kısıtlayan daha geniş ekolojik, ekonomik, teknik, kurumsal, yasal ve yönetişim yapılarına gömülüdür (Mitlin ve Satterthwaite, 2013).
  • Kentsel süreçler; fiziksel, sosyal ve ekonomik açıdan hem amaçlanan hem de amaçlanmayan sonuçlarla ortaya çıkan etkileşimler ve geri bildirimler ile nedensel olarak bağlantılıdır (Glaeser ve Kahn, 2010).

Sistemlerin bir araya gelmesi, üst ve alt-düzey sistemler olarak kademelenmesi, kendi aralarında düşey (farklı-düzey sistemler arası) ve yatay (eş-düzey sistemler arası) ilişkiler ağını oluşturması, sistemlerin karmaşıklığını betimler. Başka bir deyişle, çevrede gözlemlenen karmaşıklık; olguların ve süreçlerin kendi bünyelerinde bir araya gelmiş sistemleri ve ilişkileri barındırmaları nedeniyle oluşmaktadır. Planlama da karmaşık ilişkiler içinde yapılır ve planlamanın özünde, Konfüçyüs'ün karmaşık ilişkiler yumağındaki bağlantılar ipinin yakalanması ve izlenmesi yatmaktadır. Bu nedenle, 'sistem bilimi (systems science)' ne ve 'planlama bilimi (planning science)' ne birlikte bakmak kaçınılmaz olmaktadır.

Planlama bilimi ile sistem bilimi arasında ilintinin kurulması aşamasında 'ilim' ile 'bilim' tanımlamaları ve kavramları hakkında da kısa bir aydınlanma ve yorumlama yapmak faydalı olacaktır. Her ne kadar bazı kaynaklarda anılan iki tanım arasında dil kökeni ve evrimi nedeniyle bir anlam farkı olmadığı yaygınca benimsense de ilimin manevi ve dünyevi bilgilerin araştırılmasını ele alırken, bilimin ise sadece dünyevi konuları ele aldığı da yine yaygınca ileri sürülmektedir. Türkçenin zenginliğine dayanarak etimolojik ve semantik nüans da denilebilecek bu ayrıma dair ikinci bir bakış açısına göre ilim bir üst kavramı, bilim ise bir alt-kavramı oluşturmaktadır.

İlim, evrende olup biten olayları açıklama ve kavrama çabasıdır. İlim düşünsel açıklamalara ve yaklaşımlara dayanırken, bilim kanıtlanabilir açıklamalara ve yaklaşımlara dayanır. Bu yaklaşıma göre, ilim, bilimi kuşatır, bilim de ilimin alt-kümesidir. İlim felsefe ve bilgelik içerir, bilim ise uygulama ile bağlantılıdır. Dolayısıyla; bilimde laboratuvar ve araştırma-geliştirmenin (Ar-Ge) gereği vardır ve bilimsel yöntemlerde hipotez-sınama-kuram-kural dizini mantıksal bir süreç içerisinde izlenir.

Bilimsel süreçlerde aşamalı olarak: (i) bir olay gözlenir, (ii) tahmine dayanan bir hipotez veya model geliştirilir, (iii) geliştirilen hipotez sınanır (test edilir/deneye tabi tutulur), (iv) sonuç gözlemlenir, (v) hipotez gözden geçirilir ve sınama yeterince tekrarlanır, (vi) başarılı bir hipotez, teorem haline gelir (vii) teorem sınanarak bilimsel bir kuram (teori) haline gelir, (viii) kuram bilimsel evrende paradigmaya dönüşür ve (ix) kuramlardan ve paradigmadan hareketle, gözlenen olayın hangi koşullar altında oluştuğuna ve nasıl bir seyir takip ettiğine ilişkin yasalar ve kurallar belirlenerek dünya görüşüne dönüşüm sağlanır (Aslan vd., 2016; Polat, 2020).

Kuram esasen, oldukça başarılı bir teoremdir. Kuramlar bilimdeki esas üretim alanlarıdır ve paradigmayı dönüşmeden önce, bilimsel bilginin uzmanlık küresinde kabul edilebilirliğinin en yüksek olduğu durumu tarifler (Polat, 2020). Tüm kuramlar tahmin ederler ve zaman zaman test edilebilirler (sınanabilirler). Yapılan testler (sınama), kuramların hem geçerliliğini sorgulamak ve saptamak hem de kabul görmesini sağlamak içindir. Sonuç olarak; tüm bilimsel kuramlar, araştırmacıların deney yapma (sınama) veya deney sonuçlarını yorumlama ve değerlendirme yeteneğine göre değişiklik gösterebilirler ve zaman içerisinde de iyileştirilebilirler. Bilimsel olmayan kuramlar ise tahmin yapmazlar, yani hipotez ileri sürmezler ve test edilemezler. Ancak; aksi ispat edilmediği sürece, yanlış oldukları da söylenemez. Doğru oldukları ispat edilemeyen veya ispatına gerek duyulmayan, fakat doğruluğu kabul edilen önermelere de aksiyom veya postulat denir (Pierce, 2012).

Bilgi, ilimin ve bilimin temel besinidir. Pozitivizme dayalı bakış açısı, 'güvenilir bilgi' nin (gerçek bilgi); değer yargıları ve kişisel düşüncelerden veya inançlar ve metafizikten (dogmadan) değil, rasyonaliteyi esas alan yöntemlerden üretilebileceğini savunur (Sewell, 2005). Gerçek bilgiye varmanın çeşitli yolları vardır. "Epistemoloji" bilgiye dair tanımlamalar ve kavramlar ile bilginin kriterleri ve kaynaklarını ele almaktadır. Bunun yanı sıra; bilgiyi arayan ile bilgi konusu arasındaki ilişkilere odaklanan epistemoloji, bilgiye ulaşmanın yollarını ve güvenilir bilgi konularını inceler. "Semantik" ise anlam bilimi olup, temel ilgi alanı; elde edilen bilgiyi tanımlamak, anlam vermek ve anlam yüklemektir. Öte yandan "pragmatik" yaklaşım, tanımlanan bilginin eyleme dönüştürülmesinde ve uygulamaya geçirilmesinde faydacı ve yararcı bir anlayışın benimsenmesini esas alır. Sonuç odaklı bu yaklaşım, elde edilen bilgiden nasıl faydalanılabileceğine de açıklık getirmeye çalışır (Harrison, 2001) (Tablo 1).

Tablo 4: Bilgiye İlişkin Epistemolojik-Semantik-Pragmatik Yaklaşımlar

Bilimsel yaklaşım, herhangi bir olayı anlama ve açıklamada belirli yöntemlerin (methods) kullanılmasını ifade eder. 'Planlama bilimi (planning science)' sözcüğü temelde yaygın bir kullanıma sahip değildir, buna karşılık 'bilimsel planlama (scientific planning)' sözcüğü çok daha yaygınca kullanılmaktadır. Planlamanın bilimler (multi-, inter-disipliner), uzmanlıklar ve sektörler arası (multi-, inter-sectorial) olma niteliği, tanımlamalarda hep ön sahadadır. Fakat her nedense, ana vurgu 'planlama bilimi' ne değil de 'planlama yöntemi (planning methodology)' ne yapılmaktadır.

Planlama uzmanlık alanı ve disiplini; kamusal karar almaya, planlama yapmaya ve planlarla ilgili kanıtlara ve bilimsel bilgiye büyük önem vermektedir (Krizek vd., 2009; Rydin, 2007). Buna rağmen, planlamanın neden bir 'bilim' veya 'bilim alanı' olarak yaygınca anılmaması son derece ilginç bir konudur. Bunun bir nedeni; planlamanın çok disiplinli içeriğinde yer bulan sosyal bilimlerce (dünyanın ve yaşamın insani ve toplumsal yönlerini inceleyen) üretilen bilgilerin güvenilirliğinin ve gerçeğe yakınlığının, yine planlamanın çok disiplinli içeriğinde yer bulan temel ve doğa bilimlerince (matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve yer) varılan bilgi düzeyine henüz ulaşamamış olmasıdır. Sosyal bilimlerdeki soyut ve nitel açıklamaların somut ve nicel ifadelere dönüştürülmesindeki zorluklar ve kısıtlar, planlama bilimindeki boşlukların ve yetersizliklerin temel nedeni olmaktadır.

Anılan boşluklar ve yetersizlikler, karmaşık özelliklere sahip bilimlerde kargaşaların ve karışıklıkların yaşanmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Planlama biliminde de gözlenen kargaşaların ve karışıklıkların nereden kaynaklandığına dair açıklamaları, bilimler arası bağlantılar ve ilişkiler çerçevesinde planlama bilimince yaşanan boşluklarda ve yetersizliklerde aramak yanlış olmayacaktır. Planlama biliminin bünyesinde yer alan temel bilimler ile sosyal bilimler arasında bir 'bilimsellik çatışması' vardır. Temel bilimlerin yaygın laboratuvar kullanma ve ölçme olanakları, bilimsellik tartışmalarında sosyal bilimlere oranla daha baskın çıkmalarını sağlamaktadır.

Zor olan yazmak değil, doğru kelimeleri bulup...

Hangi coğrafik ölçekte olursa olsun...

Bilimsel/akademik ve mesleki açıdan...