Modern kentsel planlama, genelde 19. yüzyılın...
Planlamanın bilimsel alandaki disiplin sınırlarını...
Bugün devamlı büyüyen bir uzmanlık sürecinin...
Disiplinler-ötesiliğini araştıran bir kişi hızlı bir şekilde kendine bir ‘ilk engel’ oluşturur...
Disiplinler-ötesiliğini araştıran bir kişi hızlı bir şekilde kendine bir ‘ilk engel’ oluşturur. Bu engeli eşiğe koyan neden, tartışmaların çokluğuna ve araştırma evreninin genişliğine rağmen disiplinler-ötesilik kavramının açık bir tanımının bulunmamasıdır.
Disiplinler-ötesiliğin hem kesin ve açık bir tanımının olmamasına hem de ‘inter-‘ ve ‘multi-‘ den nasıl ayrıldığına ilişkin bir dizi farklı yorumların üretilmiş olmasına rağmen, disiplinler-ötesi teriminin uygulamada ve bilgi üretiminde güçlü bir anlam taşıdığı görülmektedir. Terimin kavramsallaştırılması genelde üç önemli unsur etrafında dönmektedir (Pohl ve Hirsch Hadorn, 2008):
İlk iki unsur olan disiplinin ve mesleğin entegrasyonu ile etik boyutu şöyledir (Pohl ve Hirsch Hadorn, 2008: 431): “Toplumsal açıdan bir sorun alanıyla ilgili bilgi belirsiz olduğunda, sorunların somut niteliği tartışıldığında ve problemlerle uğraşanlar kendileriyle uğraşmakla yükümlü olunca, disiplinler-ötesi araştırmaya gerek vardır.”
Balsiger (2004) için disiplinler-ötesinin odağı, bilginin yaygın olarak organize edildiği disiplinler ve konular değil, karmaşık heterojen alanlar etrafındaki bilginin organizasyonudur. Araştırma grupları genel olarak üyelerinin aldığı disiplin eğitiminin çeşitlendirilmiş doğası göz önünde tutulduğunda çok-disiplinli olarak tanımlanmakla birlikte, yapılan araştırmalar çok-disiplinli, disiplinler-arası veya disiplinler-ötesi nitelikler taşıyabilirler. Ancak son iki nitelik; nihai bilginin, tüm disiplin bileşenleri toplamından daha fazla olduğunu ima eder (Després vd., 2004).
Ramadier (2004), "bilgi uyumu (knowledge coherence)" olarak disiplin-ötesi araştırmanın sonucu ile "bilgi birliği (knowledge unity)" olarak disiplinler-arası araştırmanın sonucunu birbirinden ayırır. Ramadier'e göre 'gerçeklik'; söz konusu olguları birden fazla (çoklu) disiplin perspektifinin kesiştiği yerde araştırılabilir parçalara indirmek yerine, bunları disiplinler arasında, disiplinler karşısında ve herhangi bir disiplinin ötesinde süregelen olgular olarak bir araya getirir. Böylece, çok-disiplinli ve disiplinler-arası tüm süreçler disiplinler-ötesi araştırma çerçevesinde birleştirilmiş olur. Balsiger'e (2004) göre disiplinler-ötesiliğinin uygulanması; akademisyenler, politika karar vericileri ve toplum görevlileri arasında bugüne dek olağan görülen katı araştırma protokollerinin, artık toplumsal sorunlar etrafında uyumlu diyalogdan kaynaklanan esnek metodolojik uygulamalarla yer değiştirilmesini gerektirir.
Mimari ve kentçiliğin karmaşık ajandası ve 'dünyada var olma' süreci elbette ki bu tür değişiklikleri kaçınılmaz kılar. Planlama ve tasarımın (doğal olarak mimarinin de) hem özgün bir meslek hem de özgün bir disiplin gibi davranması gerekir. Bu durumda mimarlığın, planlamanın ve tasarımın dünyayla karmaşık ilişkiler kurması, disiplin ve pratik bilgi biçimlerinin de geniş bir yelpazesi olması beklenir. Sadece bilgi üretim yelpazesinin iki uç noktası olan sanat ve bilim arasında sözde dengede kalmayı değil; aynı zamanda kentteki bir müşteri için bireysel üretim yapma ve bütün kent için kamu yararını gözeten bir iş yapma arasında dengeleri kurmayı da öngörmelidir.
Bu nedenle bazı yazarlar, 'bilgi üretiminin melezleştirilmesi' ne işaret etmekte ve farklı bilgi türleriyle ilgili konularda karmaşıklık olduğunu iddia etmektedir. Wolfgang Jonas olaya bu açıdan bakmakta ve planlama ile tasarımın; bilimsel ve bilimsel olmayan bilgileri, "bulanık bilgiyle, eski bilgiyle ve hiç bilgisi olmayan bir şekilde ele alma sanatı" olduğunu belirtmektedir (Jonas, 2003: 1). Planlama ve tasarım aslında; bir meslek (uygulama) kadar bir disiplin (kuram, tarih, coğrafya vb.) gibi de davranmanın ötesinde farklı disiplin ve disiplinler-dışı bilgi formlarının birçoğunu kapsamına dâhil etmek zorunda kaldıkça, disiplinler-arası bir görünüme bürünmekte ama özünde aynı nitelikte (yeni şişede eski içecek misali) kalmaktadır.
Planlamanın uğraş alanı olan farklı kademeli ve farklı ölçekli mekân veya teritorya sınırları genişlediği zaman, planlamanın da buna paralel oranda disiplinler-arası çıktılarını etik/toplumsal amaçlara doğru yükseltmesi her zaman mümkün olmayabilir. Bir planlama çıktısı ile farklı kademede veya ölçekte diğer bir planlama çıktısı arasında çelişme, çatışma veya meydan okumalar olduğu kadar; aynı yasal, politik, idari v.b. süreçlerle yapılmalarına rağmen, söz konusu farklı planlama çıktılarının önemli 'etik gerilim'lere ve hatta 'demokratik açıklar'a yol açması da gayet olağandır. Buna bir de kuram ağırlıklı disiplin ve uygulama ağırlıklı meslek alanı ayrımıyla yaklaşıldığında, olası iş birliğinden ziyade planlama ile mekân arasında tam bir ayrımın, uzaklaşmanın veya kopuşun yaşanması da mümkündür. Böylesine bir aşamaya gelindiğinde, planlama disiplinler-arası bir alanda sıkışır; yani planlama diğer disiplinlerle etkileşimde, özgün disiplinin etki alanı dâhilinde kalır (örneğin; akılcılık, olguculuk, eleştirel kuram, sosyal kuramlar ve ideolojiler ile ütopyaların planlama disiplini üzerindeki dolaylı ve doğrudan etkileri gibi).
Bu durumda, planlamanın kendisini disiplinler-ötesi olarak tanımlamasının bir yarar sağlayıp sağlamayacağını sorgulamak uygun olur gibi görünmektedir. Rendell'in (2004) yaklaşımına göre, planlama çeşitli/farklı disiplinleri kapsamakta, sıklıkla ayrı tutulduğu araştırma biçimlerini (örneğin; çevre, coğrafya, tarihsel analiz ve politika) bir araya getirmekte ve böylece çok-disiplinli ve disiplinler-arası araştırma imkânları sunmaktadır. Unutulmaması gereken diğer bir nokta ise planlamanın daha çok uygulamayla sınanabilecek çıktıları olmasından dolayı; disiplin olarak tam sınırlarının çizilmemesi halinde, meslek olarak da eyleminin tartışılabilir olmasıdır. Rendell (2004: 144) bu durumu şöyle yorumlamaktadır: "Son on yılda "araştırma için tasarım" ve "araştırma içinde tasarım" sorunsuz bir şekilde gelişmiştir, çünkü kısmen bilimsel ve beşerî bilimlerdeki disiplin biçimlerine kolayca yerleştirilebilmektedir. "Araştırma yoluyla tasarım" daha fazla tartışma üretmiştir ve şu anki tartışma ortamı kuram ile uygulama arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşan konularla daha da geliştirilmiştir."
Cross'un (2001) terimleriyle; 'bilmenin yollarını tasarlama (designerly ways of knowing)' durumunda kentsel planlamaya ve kentselliğe disiplinler-ötesi bir yaklaşım getirildiği iddia edilirse; bu konuya özgü olarak bilmenin yollarını tasarlamaın belirli biçimlerini "keşfetmek için bir girişim" (Findeli, 1999: 3) de gerçekleştirilmiş olur. Anılan girişim, hem kuram (disiplin) hem de uygulama (meslek) arasındaki meydan okumalar, gerilimler ve etik boyut ile de doğrudan ilgilidir. Bunu gerçekleştirmek 'planlama veya tasarım yoluyla (veya tarafından) araştırma' (Findeli, 1999: 2) ile mümkün olacaktır.
'Planlama yoluyla araştırma', 'planlama için araştırma' ve 'planlamayı araştırma' farklıdır. İlk aşamada uygulamaya atıfta bulunulması (genellikle bir planlama ve tasarım uygulamasına yönelik araştırma ve geliştirme), ikinci aşamada ise kurama (planlamayla ilgili tarihi ve kuramsal perspektifler) ve "kuram kurma"ya odaklanılması; üçüncü aşamada da kuramla etkileşimli uygulamanın rolüne ilişkin tartışmaların yapılması gerekir (Findeli, 1999; Rendell, 2004).
Hem disiplin hem de mesleki açıdan farklı bir görüşle ilişkisel okumalara olanak veren disiplinler-ötesilik kavramı, işte bu karmaşaya alternatif bir çözüm önerisi olarak ilk defa 1970'li yıllarda Piaget tarafından isimlendirilmiş olup, günümüzde giderek yaygınlaşmaya ve farklı alanlarda kendini göstermeye başlamıştır.
'-Ötesi' son eki ise belli sınırla(ma)rla tanımlanmış olanın dışındakini, bilinmeyeni, bir anlamda sınırların ötesindekini anlatmaktadır. Bu bağlamda disiplinler-ötesi bir anlayış; farklı disiplinlerin karşı tarafındaki ve her bir disiplinin 'ötesindeki bilgi'yi arar. Başka bir deyişle, disiplinler-arası iletişimleri arttırarak disiplin sınırları dışında kalan bilgiye ulaşmada yol gösterici bir tutum izler. Böylesine bir yaklaşım; uzmanlaşmış disipliner bilgilerin aralarında vardıkları etkileşimden tatmin olmayan, fakat bu ilişkileri disiplinler arasına sabit sınırlar koymaksızın onları 'total bir sistem içinde konumlandıran' bir yaklaşımdır.
Ötesinde olma durumu; mevcut orijinal durumu geliştirebilmek için farklı senaryoların geliştirilmesi aşamasında ve disiplin dışından gelen bilginin güncel bakış açısını değiştirmesi sonucunda, yepyeni ve önceden tahmin edilemeyen bir alanın yaratılabilmesine olanak verir. Yeni bakış açısı; hem niteliksel (algıveyayalı, fenomenolojik, v.b.) hem de niceliksel (sayısal, hesaplanabilir, algoritmik, v.b.) araştırma yöntemlerinin, eşzamanlı veya hibrit olarak eleştirel düşünce çerçevesinde kullanılmasıyla şekillenir. Böylesine bir açıdan bakıldığında uzman, dünyayı bir adım ileriye götürmek için çaba gösteren bir birey olarak görülür.
Bu yöntem; planlama ve tasarım disiplininin oluşturduğu konvansiyonel bilginin, paralaks2 bakış açısıyla disiplin dışından gelen bilgi çerçevesinde evrilmesine ve beklenmedik olanın tasarlanmasına olanak vermektedir. Sürecin gerçekleşebilmesi için plancı veya tasarımcı bir an için kendini öğrendiği katı disiplin kurallarından sıyırarak "yersiz-yurtsuzlaştırabilme"li3 (Deleuze ve Guattari, 1999) ve kendi disiplin bilgisinin dışından gelen, kolaylıkla anlayamadığı, bilmediği konuları içkinleştirmeye kendini zorlayarak 'yanal' düşünebilmelidir. Çünkü, ancak bu şekilde özgün olanı yaratabilecek olan 'ileri eleştirellik'e ulaşabilmesi mümkündür.
Böylece planlama-ötesilik yeni bir dünya ortaya koymayı amaçlar. Ağlar, planlama-ötesinde farklı boyutlar arasında bir 'köprü görevi gören oluşlar' olarak tanımlanabilir. Planlama-ötesi durumunun bazı "olası durumlar" vardır (Gibson, 1986) ve bu durumlar bir çevrede gerçekleşebilecek 'eylem olasılıkları'nı tanımlar. Eylem olanakları, bireyin bunları tanıma becerisinden bağımsız olarak çevre "sağlarlık potansiyeli"ne de sahiptir. Fakat bu olasılıklar her zaman deneyimleyenle ilişkilidir ve bireylerin onları algılama kapasitelerine bağlıdır.
Sonuç olarak, bir plancı disiplin insanı; özgün olanı yaratabilmek için kendi meslek ve disiplin sınırlarının dışına çıkıp meslekler-arasında kalan bilgi dağarcıklarını keşfetmelidir. Planlama-ötesi paradigma, bu anlamda yeni oluşlara olanak veren ve yaratıcı düşünceyi tetikleyen muğlak ve bulanık bir süreçtir.
Planlama ve tasarım süreci bugün ne kadar masa başında ve bilgisayar ortamında gerçekleştirilen bir bilgi ve ürün çalışması gibi algılansa bile, bu çalışma aslında planlama veya tasarım sırasında 'devam eden/sürekli bir oluş' olarak da gelişir. Planlama-ötesi durumda ise diğer aktör ve paydaşlarla da bu oluşun bir parçası olarak planlama-ötesi mekân şekillenebilir ve artık sadece planlamadan tek başına bahsetmek olanaksızlaşır. Planlama süreci ve nesnesi bulanıklaşmaya başlar. Söz konusu aşamada planlamadan bir oluş olarak bahsetmek mümkündür, çünkü planlamanın içeriği artık çok-katmanlı bir duruma erişerek çoklu-boyut kazanabilmektedir. Deleuze ve Guattari (1999), bu çok katmanlı durumu doğadaki çoklukla kıyaslar; artık Hegel'in ikili mantığını bırakıp 'çoklu düşünce' ye yönelmek gerekir. Bu durum genelde bir 'köksap (rhizome)'4 durumudur (Deleuze ve Guattari, 1987) (Şekil 2).
Şekil 2: Köksap (Rhizome) Örneği (Reproduced from Bulletin of the Lloyd Library #30. By Lloyd, J.U & Lloyd, C.G. Cincinatti, OH 1931)
Ağacın ana kökünün zedelenmesi veya bir sebeple terk edilmesinin sonucunda ağaç hayatta kalabilmek için sınırsız sayıda ve yüzeyde ikincil kökler çıkarır. İkincil köklerin biraradalığı tek bir amaç içindir: Ağacı yaşatmak. Bu birlik, ana kökün biricikliğinden çok daha fazla bir potansiyele sahiptir. Çokluğa ulaşmak için önce sistemden aynı bitki kökünde tekli kökün devreden çıkması gibi bir eksilme olması gerekir. Ancak, bu eksilmeden sonra köksap bir bütün halinde çalışır ve süreklidir. Artık köksapın içindeki ikincil köklerden biri veya birkaçının zedelenmesi veya yok olması, köksapın varoluşunu etkilemez.
Benzer bir anlamda birden fazla planlama kuram ve yaklaşımının süperpozisyonu 'çok-boyutlu/köksap bir planlama'nın ortaya çıkmasına olanak verecektir. Kentsel mekânda yaşanan toplumsal ve kültürel dönüşümü içeriden bina bloklarının alansal çoğalmaları ile oluşan veya dışarıda verimli araziler üzerinde genişleyen ve azmanlaşan 'kent çokluğu' kendi içinde farklılaşarak, Deleuze'ün çokluk kavramında bahsettiği organsız beden kavramı ile örtüşür.
Planlama-ötesi bir bakış açısıyla sürekli evrilen, dönüşen ve sınırları bulanıklaşan bir planlama; her ne kadar gündelik hayatın içinden çıksa da varolan mekânın sorunlarını çözümlemeyi amaçlarken bunun yerine, öncül ve potansiyel (farklı ve yeni) problem alanları yaratma sürecine de girebilir. Böylesine bir süreçte planlama-ötesi mekân; içerdiği çok-katmanlı bilgi nedeniyle sınırları bulanık, sürekli dönüşen, evrilen ve eşzamanlı bir şekilde birden çok oluşu olanak veren organsız bir beden olarak tanımlanabilir.
1 Burada disiplin kavramını mesleğin özünü oluşturan tüm kuramsal duruşlar, yaklaşımlar ve bunların ötesindeki paradigma değişimleri olarak anlamak gerekir. Yani daha çok uygulamaya referans veren meslek kavramı kuramsal yanı ağır basan disiplin kavramının bir alt-durumu veya bir çıktısı olmaktadır. Bu durumda planlama disiplini içerisindeki "planolog" ve "planlamacı"yı mesleki eylemler gerçekleştiren "plancı"dan ayırmak gerekir.
2 Paralaks görüş hattı; bir nesnenin konumunun, gözlemcinin konumundaki değişim nedeniyle, bir referans sistem veya bir dizi nokta veya nesnelere göre belirgin olarak yer değiştirmesi anlamına gelir. Bulundukları ortama göre ve gözlemleyen kişiye göre gözlemlediğimiz şey başka anlamlar taşıyabilir. Žižek (2006)'e göre, bu kimi zaman bir çelişki oluşturabilir. "Beyin; hem içsel bir deneyimdir hem de aynı zamanda bir et parçası veya bir organ olarak görülebilir". O zaman "bir et parçası aslında bir düşünce midir?" çelişkisi ortaya çıkmaktadır.
3 Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin A Thousand Plateaus: Capitalism and Schizophrenia (1999) eserinde açımladıkları "yersiz-yurtsuzlaşma" kavramı kapitalizmin yeni bir toplumsal düzenleme ve kurumsallaşma yoluyla mevcut yapıyı dağıtıp bütün kültürleri köksüzleştirerek onları aynı düzlemde toplayarak yeniden yerli-yurtlulaştırma yoluyla kendini üretmesi olarak tanımlanır.
4 Deleuze ve Guattari'nin "rizom" kavramı, etimolojik anlamlarından "rhizo"daki biçimleri kombine etmek ve biyolojik terim olarak, kendini yatay yumru-biçimli kökü boyuna yayılabilen ve yeni bitkiler geliştirebilen bir bitki formu olan "rhizome"daki tanımından faydalanır. Bu kavramın Deleuze ve Guattari'deki kullanımında, rizom, ağ biçimli, ilişkisel ve çapraz bir düşünme sürecini ve var olmanın bir tarzını, bu haritanın yapısının sabit bir öz olarak tasarlanması olmaksızın haritalayan bir kavramdır (Deleuze ve Guattari, 1987).
Modern kentsel planlama, genelde 19. yüzyılın...
Planlamanın bilimsel alandaki disiplin sınırlarını...
Bugün devamlı büyüyen bir uzmanlık sürecinin...
Disiplinler-ötesiliğini araştıran bir kişi hızlı bir şekilde kendine bir ‘ilk engel’ oluşturur...