PLANLAMA BİLİMİ ve MEKÂNSAL PLANLAMANIN BİLİMSELLİĞİ

Planning Science and Scientificity of Spatial Planning

Prof. Dr. Erkan POLAT
K. Taylan DERİCİOĞLU

Zor olan yazmak değil, doğru kelimeleri bulup...

Hangi coğrafik ölçekte olursa olsun...

Bilimsel/akademik ve mesleki açıdan...

Planlama benzersizdir ve benzersizliği tek ve dar bir anlamda tanımlanamamasından...

Planlama süreçlerinde kuram ve pratik (theory and practise); yani bilginin öğrenilmesi ve uygulamaya geçirilmesi arasında karşılıklı besleme ve deneyim edinme süreçleri, etkin bir...

Planlama biliminin karmaşık sistemlerle uğraşması gereği akla hemen Konfüçyüs'ün karmaşık yumaklar ve bu yumaklar arası bağlantıyı sağlayan...

Planlamada yaşanan kargaşa (karışıklık), planlama biliminin karmaşık bileşenlerinde yaşanan (temel ve sosyal bilimler ile bunların alt-bilimlerinde) kargaşadan (karışıklıktan) kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle...

Planlamanın çok yönlü ve uzun soluklu bir süreç olarak algılanmasına değişen çerçeve koşullarınca belirli kısıtlamalar getirilmesi halinde; planlama özünden, hem kapsam (scope) ve içerik (contents) hem de...

Planlamanın uygulama kapsamlarının ve mekânsal boyutlarının somutlaştırılması halinde, planlama süreçleri için bir gözlem ortamının ve laboratuvarının oluşturulması mümkün olmakta ve böylelikle planlama bir bilim dalı...

3.2. MEKÂNSAL PLANLAMANIN BİLİMSELLİĞİ

Muhyiddin'em Dervişem
Hak yoluna girmişem
Onsekizbin alemi
Bir zerrede görmüşem.

(Pir Sultan Abdal (1480-1550))

Planlamanın uygulama kapsamlarının ve mekânsal boyutlarının somutlaştırılması halinde, planlama süreçleri için bir gözlem ortamının ve laboratuvarının oluşturulması mümkün olmakta ve böylelikle planlama bir bilim dalı olmaveyaha da yakınlaşmaktadır. 'Planlama bilimi' yerine 'bölge planlama bilimi' veya 'kent planlama bilimi' terimlerinin planlama bilimine oranla daha yaygın bir biçimde kullanılmasının nedeni de burada yatmaktadır. Çünkü bir gözlem ortamının ve laboratuvarın tanımlanmasıyla, bölge ve kent planlama daha somut boyutlara inebilmektedir. Buna karşılık planlama bilimi, bölge planlama bilimi ile kent planlama bilimine oranla; laboratuvar tanımlanmasında yaşanan sıkıntılardan dolayı, daha bir soyut ve daha bir düşünsel ölçekte kalmaktadır.

Şu da bir gerçektir ki; laboratuvar veya gözlem ortamının tanımlanmasında ilerleme kaydedildikçe, planlama bilimi mühendislik bilimlerine daha çok yakınlaşmaktadır. Bu yakınlaşma; planlamanın (bölge, alt-bölge, kent, kır, yerel gibi...) alt-bölümleri, alt-ölçekleri ve bileşenleri için bilim olma adına bazı kazanımlar getirse de planlamanın özünden bazı sapmaları da beraberinde getirmektedir. Çünkü konu giderek, planlamanın bir mühendislik işine dönüşmesine neden olmaktadır.

Başka bir anlatımla; planlama mühendislik işine dönüştükçe, planlamanın özgörüsü (vizyonu) daralmakta ve özgörevi (misyonu) kısıtlanmaktadır. Çünkü planlama mühendislik işleri bazında somutlaştıkça artık projeciliğe bürünmeye başlar. Bu durumda, planlama özgörüsü doğal olarak uygulama hedeflerini (targets) esas alır ve planlama özgörevi de bir formel iş (task) tanımına bürünür. Sonuç olarak; planlamada doğru işler yapmak anlayışından giderek uzaklaşılır ve bunun yerine işleri doğru yapmak (belirlenen kalıplara, talimatlara ve kurallara uymak) anlayışı benimsenir. Bu da planlamayı formelleştiren ve belirli kalıplara sokmaya çalışan, fakat planlamanın felsefesine ve dinamik yapısına sekte vuran bir 'hibrit süreç' ten başka bir şey değildir.

Planlamada göze çarpan bu sıkıntıların planlamayı sürüklediği akım; planlama çalışmalarında 'kuramdan çok yönteme', yani 'planlama biliminden çok bilimsel planlama pratiklerine' doğru yönelmek olmaktadır. Böylelikle, planlama kuramsal veya bilimsel bir yaklaşım olarak kavranmaktan çok, yapılması gereken bir 'iş' olarak algılanmaktadır. Planlamanın geldiği bu kritik aşamada sorulması gereken olası bir soru vardır; "Planlama nasıl bilim olabilecektir?" Bu soruya verilebilecek olası bir yanıt, "çok-sektörlü (doğa, toplum, ekonomi, mekân) ve zaman (dinamik) boyutlu karakteriyle bir üst bilim niteliği taşıyan planlamayı; dört başı mamur (tam istenildiği gibi, eksiksiz ve kusursuz) bir bilim olmaya doğru götürmek, ancak ve ancak, planlamaya ilişkin açıklamalarda bilimler ve sistemler arası ilişkilerin esas alınmasıyla mümkündür" şeklinde olabilir.

Yukarıda sorulan soruya verilen olası bir yanıtın yine olası bir açıklamaya ihtiyacı vardır. Bilimin felsefesini oluşturan (bilimi anlamaya yarayan ve özünü oluşturan) öğeler ile bilimi oluşturan sistemlerin tek bir bakış açısında toplanarak incelenmesi, planlama biliminin temellerini tanımlamaya büyük katkı sağlayacaktır. Bilimin felsefesi tüm bilimleri içermek üzere yapılırken, sistem biliminin de her bir bilimin içerdiği sistemlerin tümünü ele alarak incelemesi ve kendi felsefesini oluşturması söz konusu olmaktadır. Yani; bilimin felsefesinde bilimlerarası ilişkiler ve ortaklıklar ortaya konulurken, sistem biliminde ve felsefesinde de sistemlerarası ilişkiler ve ortaklıklar ortaya konulmaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamanın olası bir sava / teze dayanması gerekir. Bilimler arası ilişkiler ve ortaklıkların sistemler arası ilişkiler ve ortaklıklar ile bütünleştirilerek, bunlardan planlama sürecini anlamak ve açıklamak üzere faydalanılması, planlama biliminin temellerini güçlendirecektir. Bu sav çerçevesinde yapılabilecek olası bir önerme ise; bilimlerarası ilişkiler ile sistemlerarası ilişkileri inceleyerek, bunların ortaklıklarını analoji / benzetişim yoluyla saptayan ve bütünleştiren yaklaşımların planlama bilimi bünyesinde de esas alınması ve izlenmesidir. Böylelikle planlama bilimi, içerdiği bilimler ve sistemlerarası ilişkileri ve ortaklıkları yine analoji yoluyla belirleyebilecek olup; bilimler ve sistemlerarası ilişkiler ve ortaklıklara dayalı açıklamalarını, günümüzdekinden çok daha geniş ortamlarda ve çok daha etkinlikle yaygınlaştırabilecektir.

Söz konusu önermenin olası bir gerekçesi; bilimler ve sistemler ile sektörler ve disiplinler arasındaki ilişkilerin, bağlantıların ve ortaklıkların saptanmasındaki anahtarın (hatta maymuncuğun) analojiler olduğuna dayanmaktadır. Konfüçyüs'ün karmaşık durumlarda izlenecek bağlantılar ipini, analojiler yoluyla bulunabileceğine işaret ettiğini de yadsımamak gerekir. Bilimler, sistemler, sektörler ve disiplinler-arası ilişkilerin kurulması ve bağlantıların saptanmasındaki anahtar aracın analojiler olduğu kabulünden hareketle, yola olası bir denemeyle devam edilmesinde yarar vardır. Analoji yapılabilmesi için her bilimin, sistemin, sektörün ve disiplinin kendine özgü modelleri üretmesinin yanı sıra; yine her bilimin, sistemin, sektörün ve disiplinin üzerinde uzlaşacağı ortak modellerin de üretilmesi gerekmektedir.

Bilimler, sistemler, sektörler ve disiplinler-arası ilişkilerin ve bağlantıların kurulması, üretilen ortak modeller üzerinden yürüdükçe (Brunn, 1976); aralarındaki iletişim güçlenecek ve bilimsel açıklamalar için analojilerin kullanımı daha da yaygınlaşacaktır. Bir bilim olarak güçlenmesi ve anılabilmesi için, planlama disiplinin de böyle bir açılıma ve böyle bir açılımdan da olabildiğince sebeplenmeye ihtiyacı vardır.

Analojik yaklaşımlara dayanarak yapılabilecek tanımlamalarda ve açıklamalarda; disiplinlerin, bilim dallarının, sistemlerin, sektörlerin ve uzmanlık alanlarının eşdeğer tutulması gayet doğaldır. Dolayısıyla; bir disiplinden veya birçok disiplinin ilişkilerinden bahsederken, 'disiplin ve disiplinler' sözcüklerinin tanımlamalarda ve açıklamalarda 'bilim ve bilim dalları', 'sistem ve sistemler', 'sektör ve sektörler', 'uzmanlık ve uzmanlık alanları' sözcüklerini de temsil ettiklerini kabul etmek gerekir.

'Disipliner-içilik (intra-disciplinarity)' kavramından kasıt; alanı ve sınırları belirli bir disipline odaklanılması, yoğun incelemelerin ve değerlendirmelerin yapılarak derinlemesine (düşey) uzmanlıkların kazanılmasıdır. Tekil nitelik taşıyan bu yaklaşımdan; diğer disiplinlerin de çerçeveye dahil olmasıyla, çoğul ortamlara geçiş yaşanmaya başlar. 'Çok-disiplinliliğe (multi-disciplinarity)' geçişle birlikte; disiplinler arası ilişkiler ve bağlantılar, beraberlikler ve birliktelikler kendini göstermeye başlar (Şekil 5).

Şekil 5: Disiplinler ve Aralarındaki İlişkiler

Söz konusu geçişin ilk aşaması denilebilecek 'çapraz-disiplinlilik (cross-disciplinarity)' te, disiplinler arasında bazı ortak noktaların ilişkili ve bağlantılı olduğu göze çarpar. Bunlara disiplinler-arası 'kesişme noktaları' demek yanlış olmayacaktır. Çerçeveye dahil olan tüm disiplinlerin yer aldığı bir matrikste, (varsa) kesişen konuları ve noktaları ortaya çıkartmak yöntemsel olarak mümkündür. Gelinen aşama; düşey uzmanlıktan yatay uzmanlıklara yönelen açılımlarda, ilk adımlarının atılması olarak da ifade edilebilir.

Çapraz-disiplinliliğin bir adım ötesi 'disiplinler-arasılık (inter-disciplinarity)' tır ve bu aşamada kesişme noktaları yerlerini artık 'örtüşme alanları' na bırakmakta olup, tematik yayılımlar ve kısmen (partial) birliktelikler kendini göstermektedir. Kısmen katılıma, paylaşıma ve ortaklığa dayalı bu modelin vardığı son aşama ise 'disiplinler-ötesilik (trans-disciplinarity)' tır. Gelinen son aşamada artık; disiplinlerin kısmen değil de neredeyse tamamen örtüşmeleri, iç içe geçmeleri ve bütünleşmeleri söz konusu olmaktadır. Burada, disipliner yumakların ve kümelenmelerin oluşmasının ötesinde göze çarpan esas olgu; birçok disiplinin tek bir bakış perspektifinde topluca algılanma gereğinin ortaya çıkmasıdır.

Yukarıda açıklanmaya çalışılan karmaşık süreç; bir konuda uzman (spesiyalist) olmaktan başlayarak, birçok konuda uzmanlaşmaya (generalist) uzanan bir yolun aşamalı olarak tanımlanmasından ve aralarındaki farkların ortaya konulmasından başka bir şey değildir. Böylesine bir tanımlamaya; bilimde tümevarım (parçalardan bütüne) ve tümdengelim (bütünden parçalara) karşılıklı süreçlerinin işleyişi sırasında, bilim adamlarının ve uzmanların duruş noktalarına ve bakış açılarına ilişkin açıklamalarda bulunabilmek için gereklidir. Planlama bilim olma yolunda güçlenerek ilerlerken; planlama disiplininin diğer disiplinler ile ilişkilendirilmesinde ve analojilerin yapılmasında, plancının taşıması gereken niteliğin ne olmasına ilişkin tartışmalar da önem kazanmaktadır. Burada saptanması gereken konu, plancının bir 'generalist' mi yoksa bir 'spesiyalist' mi olması gereğidir. Bu tür soruya verilebilecek yanıt; plancının 'olabildiğince bir generalist' ve 'gerektiğince bir spesiyalist' olmasıdır.

Esas olan, plancının diğer disiplinlere (yatay düzlemde) olabildiğince açık olmasıdır. Plancı; özünde inter-disipliner (generalist) bilgilerle donatılmalı, ancak kendi disiplininde de (düşey düzlemde) derinlemesine (disiplin-içi) bilgi sahibi bir uzman (spesiyalist) da olmalıdır. Böylesine bir plancı niteliği, sözü edilen planlama biliminin diğer disiplinlerden analoji yoluyla bilgi kazanımı, paylaşımı ve aktarımı için gereklidir. Plancıların dışında kalan uzmanlar için ise tersi geçerlidir. Planlamaya bilim olmasında katkı verecek diğer disiplinlerdeki uzmanların 'olabildiğince spesiyalist' ve 'gerektiğince generalist' niteliğe sahip olmaları gerekir ki; kendi alanlarındaki bilgileri diğer bilimler ile paylaşıma açabilsinler ve böylelikle planlama bilimine de analojiler aracılığıyla katkıda bulunabilsinler.

Plancılar, doğal olarak takım çalışması yaparlar ve diğer disiplinlerdeki uzmanlarla birlikte çalışırlar. Takımda yer alan çalışanların aralarında uyum sağlamaları, aynı dili konuşmaları ve sinerji üretmeleri gerekir. Bunun yolu ilkin analojiden, sonra modelden, sonra da simülasyondan geçer. Analoji açıklamak için gerekirken, model formalize etmek, simülasyon da denemek ve uygulamak için gereklidir. Takımda görev alan uzmanların generalist nitelikleri yükseldikçe, iş birliğinde uyum etkinleşmeye başlar ve sinerji yaratılmaya geçilir. Takımda görev alan plancılar için geçerli olan ise, spesiyalist niteliklerinin olabildiğince yüksek olmasıdır.

Bilimleri, disiplinleri, sektörleri ve uzmanlık konularını anlamak ve bilmek 'sistemler' i anlamak ve bilmekle eş anlamlıdır. Bilim felsefesi, bilimi anlamak için yapılır. Bilimi ve bilimleri anlamak da sistem biliminden yararlanmakla mümkündür. Sistem bilimi aralarında bilgi, enerji ve madde akışı olan sistemleri 'açık (open) sistemler', olmayanları ise 'kapalı (closed) sistemler' olarak tanımlar. Açık sistemlerde karşılıklı ilişkiler ve etkileşimler vardır. Organik varlıkların yapılarını ve ilişkilerini açıklayan ve doğal sistemlerden biri olan yaşayan sistemler; analojik yöntemlerle planlama bilimine en tutarlı açıklamaları kazandırarak katkıda bulunan bir alt-sistem türüdür (Bertalanffy, 1968). Bu türe dayalı analojilerin planlama çalışmalarında daha yaygınca yapılmasında fayda vardır ve mantık da bunu gerektirmektedir.

Yaşayan sistemlerin en yakın bilimi ekolojidir. Ekoloji, canlılar (organizmalar) ile onları çevreleyen 'canlı ve cansız ortam' arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalıdır. Habitat, bir organizmanın yaşam ortamıdır; var olduğu, yaşadığı ve geliştiği yerdir. Hayvanın ve bitkinin anayurdu ve doğal olarak yetiştiği yer olan habitatın insan için anlamı ise insanın bir yere yerleşmesi, barınması ve yaşanır bir çevrede oturmasıdır.

Yaşayan sistemler (living systems), kendi kendilerini örgütleyebilen ve çevreleri ile karşılıklı ilişkiler (madde, enerji ve bilgi alış-verişi) ve etkileşim içerisinde bulunabilen açık sistemlerdir. Birer hücre, set, küme veya birim oluşturan yaşayan sistemler, çevreleri ile olan alış-verişlerini; yatay (aynı düzlemde, katmanda ve zeminde) ve/veya düşey (farklı düzlemlerde, katmanlarda ve kademelerde) ilişkiler ve etkileşimler içerisinde gerçekleştirirler. Yaşayan sistemler insanların bireysel ve toplumsal faaliyetlerini, örgütlenmelerini, çevreleri ile olan ilişkilerini ve kurdukları yaşam ortamlarını analojik yollarla açıklamaya en yakın olan sistemlerdir. Dolayısıyla; yaşayan sistemler, 'planlama bilimi' nin temellerini güçlendirmek üzere 'sistemler bilimi' nden verilebilecek destekler için en iyi kaynak olarak kendini göstermektedir.

Sistemler biliminde her yaşayan sistemin faaliyetlerini yürüttüğü kendine özgü bir alanı vardır. Yaşayan sistemlerce yürülen faaliyetlerin (activities), işlevlerin (functions) ve eylemlerin (actions) yayıldığı veya kapsadığı alanların da sınırları vardır. Söz konusu alanlardan ve sınırlardan; yaşayan sistemleri yürüttükleri faaliyetlere göre, birer hücre (cell), set (set), küme (cluster) veya birim (unit) olarak tanımlarken yararlanılmaktadır. Bu çerçeveden hareketle; yaşayan sistemleri planlama ile ilişkilendirirken, kritik bir soruyu sormak ve gerekli irdelemeyi yapmak ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Sistem biliminin tanımladığı yaşayan sistemlerin girdi-çıktı ilişkilerine dayanarak; hücre, set, küme ve birim bazında belirlenen işlevsel alanlarını ve sınırlarını, planlama bilimindeki alan ve sınır tanımlamaları ile açıklamaya çalışmak söz konusu olursa, acaba nasıl bir durumla karşılaşılır? Böylesine bir sorunun yanıtını aramak; planlama bilimine önemli açıklamalar kazandıracaktır. Planlama olgularının ve işlevlerinin alan ve mekân tanımlamalarına dayanarak gözlemlenmesini ve laboratuvar ortamlarına taşınmasını kolaylaştıracak olan bu yanıt arayışının, planlamanın bilimselliğine de önemli katkılarda bulunması beklenir.

Planlama faaliyetleri; Öklidyen yer (nokta), alan (yüzey) ve kütle (hacim) olarak tanımlanan unsurları içermeye başladığı andan itibaren, artık 'mekânsal planlama' faaliyetlerine dönüşmüş demektir. Mekânsal planlama biliminde alan ve sınırlar; (i) siyasi ve idari (administrative areas and boundaries), (ii) coğrafi ve doğal (geographical areas and boundaries), (iii) işlevsel ve etkileşim (functional areas and boundaries) ile (iv) planlama ve eylem alan ve sınırları (action areas and boundaries) olmak üzere dört grupta tanımlanabilmektedir. Siyasi ve idari alan ve sınırlar ulusal karar ve yönetim sistemine dayanırken, coğrafi ve doğal alan ve sınırlar konumsal ve iklimsel özelliklere ve ekolojik varlıklara göre belirlenmektedir. Planlamada işlevsel alan ve sınırların saptanmasında yerleşimler arası girdi-çıktı ilişkilerini ve etkileşimlerini içeren mekânlar esas alınırken, planlama ve eylem alan ve sınırlarının saptanması ise doğrudan planlamanın uygulama mekânlarıyla bağlantılı olmaktadır.

Yukarıda yapılan dört tür alan ve sınır tanımlamasında Türkiye'nin 81 ilden oluşan idari yapısı ve yedi coğrafi bölgeye ayrılması gibi tanımlamalar hemen göz önünde şekillenebilmektedir. Ancak; planlama açısından diğer ikisine göre daha yoğun anlam taşıyan işlevsel alanlar ile eylem alanlarına ilişkin tanımlamaların ise, biraz daha açılıma ve açıklamaya ihtiyacı vardır. Söz konusu açılıma, planlama ve eylem alan ve sınırlarının hangi diğer alan ve sınır tanımlamaları ile eşleşmekte olduğunu sormakla başlamak mümkündür. Örn. İstatistiki Bölge Birimleri (İBB) tanımlaması hangi diğer alan ve sınır tanımlamaları ile eşleşmektedir?

Bu sorunun yanıtı, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması'na ilişkin alan ve sınır tanımlamasının, yönetim bazlı siyasi ve idari karar anlayışına dayalı alan ve sınır tanımlaması ile eşleşmekte ve örtüşmekte olduğudur. Planlamada tanımlanan eylem ve uygulama alanları ve sınırları; İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması'nda, ne ekolojik öğeleri içeren coğrafi ve doğal alanlar ve sınırlar ile ne de girdi-çıktı ve etkileşim ilişkilerini içeren işlevsel alan ve sınırlar ile eşleştirilmiş veya örtüştürülmüştür. Ekolojik ve işlevsel nitelik taşıyan alan ve sınırların, İBBS dayalı alan ve sınırların tanımlanmasında içerilmediği açıkça görülmektedir.

Planlama biliminde ve uygulamalarında, ekolojik ve işlevsel alan ve sınır tanımlamalarının eksikliğinden (dışlanmasından) kaynaklanan boşluğun doldurulması gerekmektedir. Böylesine bir boşluğun doldurulması, planlama biliminin güçlenmesi için kaçınılmazdır. Söz konusu boşluğun planlama biliminin güçlenmesi adına doldurulması ve sistem biliminden bu amaçla olabildiğince faydalanılması gerekmektedir. Çünkü planlama bilimindeki ekolojik alan ve sınırlar, sistem bilimindeki çevre ve doğal yaşam ortamının alan ve sınırlarına karşılık gelirken; planlama bilimindeki işlevsel alan ve sınırlar ise girdi-çıktı ilişkileri ve etkileşim ortamının alan ve sınırlarına karşılık gelmektedir.

Böylece, 'sistemler bilimi' ndeki alan ve sınır tanımlarını (hücre, set, küme, birim) esas alarak; bunlardan 'planlama bilimi' ndeki ekolojik ve işlevsel alan ve sınır tanımlamalarında (analoji çalışmaları yoluyla) faydalanmak, planlama için yerinde ve kullanılabilir bir yaklaşım olarak görünmektedir.

New York Times'da (1946) yayınlanan bir mektupta Albert Einstein, "[İnsanlığın] hayatta kalması ve daha yüksek seviyelere taşınması için yeni bir düşünce türü şarttır" diye yazmıştı. Mektup, yeni icat edilen atom silahlarının zorluklarına değinmeyi amaçlıyordu, ancak alıntı bugünün herhangi bir karmaşık sorununa uyduğu kadar, planlama disiplinine de doğrudan uyumlanabilir görünüyor. Özellikle içinde bulunduğumuz dijital çağda bilgiye erişimin sınırsız (?) karmaşıklığı bağlamında, kentsel "palimpsest"7 in karmaşıklığı (Corboz, 2001) sosyo-mekansal sorunların karmaşıklığı ile birleştiğinde, hiper bağlantılı bir bilgi okyanusunda yüzer planlama ve tabii ki plancı da.

Kentsel planlama paradigmasında gerçekleşecek bir radikal değişim ya kent plancıları için ortak kesit olan kentin ve kentselin temsilini yeniden gözden geçirerek (ölçekler, merkezler, ulaşım sistemi, ağların organizasyonu, vb.) veya diğer disiplinlerden alınmış planlamadaki olağan düşünme yollarına (ütopya, deneysellik eksikliği, salt proje üretimi, konuların tekilliği, vb.) meydan okuyarak gerçekleşebilecektir. Bunun gerçekleşmesinde, plancının çalışmaları ve deneyimleri ile aşina olduğu diğer bilimsel alanlarda veya disiplinlerde algıladığı değişimlere de güvenmesi ve bunları bilmesi gerekecektir: CBS, sistem bilimleri, çok etmenli modeller, biyolojik modeller, ağ kuramı, fraktallar, büyük veri (big data), sosyo-politik analiz, ekoloji, vb.

Planlamadaki bu değişim durumu daha alt ölçeklerde, model veya verilerdeki çeşitli sorunların ve hataların etkisi daha aşırı hale gelebilir, ancak sistem dinamiklerinin çalıştığı daha üst ölçeklerde (veya kapsamda), bir şeyin genel etkisi tüm sisteme eşit olarak dağıtılır. Yani, hataların yayılması sistem dinamiklerinde doğal olarak azaltılır; ancak bu ortadan kaldırılmaz.

Örneğin, bir bölgedeki bir kent, herhangi bir nedenle komşularından önemli ölçüde daha gelişmiş veya kalkınmış ise, sadece o kente bakmak modelin diğer köyler için kullanımını geçersiz kılar; bölgedeki tüm kentler sisteme dahil edildiğinde, bu 'aykırı' kentin etkisi sonuçlarda daha az belirgin olacaktır. Ancak, sistemlerin daha karmaşık işlediği üst ölçeklerde, bölgenin ihtiyaçları herhangi bir kentin ihtiyaçlarının yerine geçer; bu, bölgenin faydasının bir veya birkaç kentin gelişiminin potansiyel zararına maksimize edildiği anlamına gelir.

Planlamada çoğu zaman, gereken tek şey, bunları ele alacak stratejiler oluşturmak için karmaşık konular hakkında genel bir anlayış sağlamaktır. Sistemler, sorunun bir haritasını çıkarmak için bir sorunu çerçevelemeye yardımcı olabilir. Tek gereken karmaşık bir konunun geniş ölçekli bir görünümü olduğunda, ona yalnızca sistemler perspektifinden bakmak inanılmaz derecede kavrayışlı ve yararlı olabilir.

Planlamanın karmaşıklığına yönelik bu homojen yaklaşım, doğası gereği indirgemecidir (yani silolar halinde) ve çok odaklı konular için kullanışlı bir yöntem olmasına rağmen, disiplin açısından heterojen zorluklar için geçerli değildir. İş birliği, diğer birçok alan ve problemle temelde bağlantılı olan bir sorunun karmaşıklığını anlamanın anahtarıdır. Sistem bilimleri, disiplinler-arası ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımla çeşitli parçalanmış parçaları bir araya getirebilir.

Zor olan yazmak değil, doğru kelimeleri bulup...

Hangi coğrafik ölçekte olursa olsun...

Bilimsel/akademik ve mesleki açıdan...

Planlama benzersizdir ve benzersizliği tek ve dar bir anlamda tanımlanamamasından...

Planlama süreçlerinde kuram ve pratik (theory and practise); yani bilginin öğrenilmesi ve uygulamaya geçirilmesi arasında karşılıklı besleme ve deneyim edinme süreçleri, etkin bir...